Sema Özalp’in Mektubu

Oğuz Bey’e

NEDEN?

 

Ben Amerika’ya  99 yılında gelmiş orada mastır yapmış daha sonra da iş hayatına devam ederek oraya yerleşmiş 38 yaşında bir bayanım.

Bu yazıya büyük umutlarımın nasıl çok kısa bir zaman içinde kırıldığını, kısa bir sure içinde pespembe olan dünyamın nasıl birden bulutlar içine girip, hiç çıkmadığını sığdırmaya çalışacağım.

2006’nın Eylülü idi. Hayatıma beklenmedik bir zamanda bana uzun suredir aşık olduğunu söyleyerek girdin. Hayatı bana çok kısa süre içinde o kadar tozpembe yaptın ki; ayaklarımı bir anda  yerden kestin. Bu ilişkiyi kabul ediyor muyum diye sorgulayamadan kendimi birkaç ay içinde seninle nişanlı buldum.

Evlendik ve hamile kalmamla birlikte ne oldu sana? Neden her şey bir  anda değişti? Beni deli dolu severken, neden her yaptığıma kızan, bağıran bir hale geldin? Bana olan ilgin, sevgin neden sihirli bir değnek değmiş kadar hızlı bir şekilde azaldı? Doğumdan korktuğum zamanlarda, bana doğumun aslında çok ciddi bir şey olduğunu, birçok insanin hafife aldığını sonunda ölüm bile olabileceğini söyledin. Acaba beni daha da çok korkutmaya mı çalışıyordun hele hele ertesi aksam ‘Jersey Girl” diye doğumda ölen bir kadının hikâyesi ile başlayan bir film seyrettirdin bana. Neden, korkularıma ortak olmuyordun da beni daha çok üzmeye çalışıyordun?  Ben, bu yaptıklarının henüz baslangıç olduğunu bilmiyordum, meğerse bu önümüzdeki senelerde yasayacağımız en güzel günlermiş.

Kızımız doğduğunda neden yanımda değildin de, şirkettekilere ziyafet vermeye gittin, bu bizim sonsuz hevesle beklediğimiz an değil miydi? Neden sezaryenli karını yalnız bırakıp gittin, böyle bir özel günü neden beraber paylaşmadık, neden kızımızı  beraber karşılamadık? Sen değil miydin bana bir sene öncesine kadar deli dolu asık olan, bensiz yasayamayacağını söyleyen?

Kızımız birkaç günlüktü, ben yeni lohusa iken neden çalışma bahanesiyle hep yanımızdan ayrıldın, neden bizden uzaklaştın? Hani senin hayallerin benimle evlenip çocuk yapmaktı, pek bunlar gerçek  olunca neden sevinmedin? Bu bizim en istediğimiz şey değil miydi, evlenmek ve çocuk sahibi olmak? Ben ne yaptım ki sana uzaklaşmaya başladın? Neden büyük hevesle beklediğimiz yaz tatillerine gelmedin? Hem benim, hem kızımızın  hakkı değil miydi aile olarak tatile gidebilmek?

Ben kendi kendime , “ bazen çocuk doğunca sırf anneler değil babalar da depresyona girebilirmiş” yorumlarıyla kendimi avutmaya çalışırken; sen benim hamilelik iznimde bir hafta maaş alamadım diye, bir et yedirmeyi çok gördün bana, hak etmediğimi söyledin. Çocuğunu sütüyle besleyen karını aç yatırmaktan hiç kalbin sızlamadı mı? Hiç mi üzülmedin?.

Sen hiç merak etme, o gece aç aç kızımın yanına gidip yattım ama sütüm gelsin kesilmesin diye ara sıra mutfağa inip birkaç kasık yoğurt yiyordum. Kızımızı aç bırakmadım. Artık bir şeylerin ters gittiği kesindi. Beni o kadar kırdın ki… Anlam veremiyordum. Sana yazdığım “ birbirimizi ne kadar seviyorduk, neden bu hale geldik? diyen mektubumu da, evi terk ederek cevap verdin. Sen, 3 aylık çocuğunu ve beni arkanda bırakıp gittin. Hiç mi canin yanmadı? Hadi beni değil, kızını da mı düşünmedin? Kızını da mı özlemedin?

Manevi olarak verdiğin zararlar yetmiyormuş gibi bir de  beraber aldığımız ve ödemeleri olan tüm borçları benim üzerime yıkarak arkana bakmadan gittin. Hiç mi düşünmedin sorumluluklarını?

Ben hala kızımın bebekliğinin tadını çıkarmaya çalışıyordum, sanki olanlar olmamış gibi davranıyordum. Sanki fırtınaya karsı direniyordum bir türlü kabullenmiyor, her şeyin iyi olacağı konusunda ki umudumu yitirmiyordum. Ama sen son kalan umutlarımı da kırmaktan çekinmedin.

Neden beni üzmekten, benim zor durumda kalmamdan zevk almaya başladın? Niye hiç olmazsa maddi sorumluluklarını yerine getir dediğimde bin bir hakaret işitmek zorundayım senden? Neden tüm borçlar bende idi, bir de kızımızın doktor paraları bile ortak?

Yaptıkların bunla da bitmedi. Bizim evliliğimizi “ Türkiye’de ben hala ilk esimle evliyim” diyerek evliliğimizi iptal ettirdin yani hiç evlenmemişiz gibi, tüm yaşananları bir kalemde sildin, tüm sorumluluklardan kaçabilmek sana kolay geldi. Evliliğimizin iptal edildiği haftada bir Rus bayanla evlenip iki tane arka arkaya çocuk yaptın. Ne çabuk büyük aşkın söndü?  Beni, daha da önemlisi kızımı tamamen arkanda bırakıp, yaşananları bir süngerde  sildin. Evlendikten sonra da kızına nafaka vermemek için her yasal yolu denedin. Nedense hep rütben arttı maaşın düştü. Sen, kızını da mı sevmedin?

Kızımız her şeyden habersiz. Ona söylemek istediğim çok şey var. Sen,  bizi terk ettiğinde daha hicbir şeyden habersizdi sadece üç aylıktı, yani bu dünyaya geleli tam kocaman üç ay olmuştu. Ben her şeye rağmen onun  bana verdiğin güçle ayakta durdum. Ama kimsesiz kalmadık, bazen hiç bir yakınımız yanımızda yoktu ama bebeğim ve ben baş başa idik. Birbirimize sarıldık. Ne geceler yaşadık, sabahı zor ettik.

2.5 yaşında iken hala baba kavramını bilmiyordu kızımız, öğrenecek kadar vakti olmadı. Babasını dede diye çağırıyordu çünkü ilk gördüğü baba modeli sen değil dedesi  oldu. O da hepsine toptan bir isim verdi “baba diiiil diidee”.

Dile kolay! Simdi tam tamına 5 yaşında, zor günleri geride bıraktık bence. Minicik bebeğimi çocuk yaptım ben, senin yokluğunda.

Daha kızım 2 aylıkken işe başladım. Çoğu sabah ise geç gittim. Her öğlen eve geldim. İki sene emzirdim. Her şeyi birlikte yaptık bebeğimle. Eve geldim bakicimiz gitti, sonra tüm gece bizimdi. Hem kızımla geçirdiğim zamanın tadını çıkarmaya çalışıyor hem de içimdeki bana yaşattığın acı bir türlü dinmiyordu, dinmiyor da, bilmiyorum ne zaman dinecek?
Hastalandığında  kaç gece sabahı zor ettim. Elimi tutuyordu bebeğim, ağlamamak için kendimi zor tuttuğum anlara inatla!

Önce esim, sonra çocuğumun babası, yani sen;  vardın ama yoktun aslında…
Geceler boyu uyumadım, sabahları kalkıp işe gittim.
İşten gelip yapılacakları yapmak bu arada da meme emmek için ağlayan çocuğuna bekle diyebilmeyi basardım. Göğsünde yapışık bir şekilde uyurken onu zorla yatağa koyup ise döndüm. Veya bakıcı gelmediğinde ne yapsam ki diye kara kara duşundum. Bunu ikimiz düşünmeliydik ama ben düşündüm. Kızımla birlikte 20 saatlik uçak seyahatlerimize ne demeli, yolun tüm zorluğuna rağmen, anneaneee’ye dideye ve teyzeye kavuşmak için gözümüzü karartıp uçtuk, hatta bir seferinde tüm kirliliklerden kaçtık arkamıza bakmadan, ben dönüp savaşmaya devam ettim, kızımızı, temiz yalansız bir aileye anneanneyle  dedesine teslim ettim. Ama başardık, temizlendik, arşivledik her şeyi… Hem de ister inan ister inanma kızımın gücüyle.

Hem çalıştım, hem evin hem annesi hem babası oldum, hem zorluklara katlandım, hem kızımızı büyüttüm hem kendi acılarımın üstüne su serptim.

Tüm bu zorluklara rağmen, huzuru bulmaya çalışıyorduk kızımla. Artik telefonumuz çalışmadığı zamanlar, acaba sen  kestin mi diye korkmuyoruz. Artık soğuk sabahlarda bizi yalnız bırakıp giden kimse yok evimizde, bir kızım,  bir ben; sıcak yuvamızda kocaman bir aileyiz.

5 yıl! Bak geçiyor diyorum iste geçecek, Ama bu geçecek bir acı değil, bana yaşattıklarının tarifi yok. Hani kolun kırılır ya yıllar sonra aynı yerde acıyı hissedersin, tam iyileştiğini sandığın anlarda, iste bu da öyle. Tam iyi hissettiğim zamanlarda, kızım “ benim babam neden yok demiyor mu? Benim babam neden başkasıyla yasıyor, babalar evde çocukla anneyle yasar demiyor mu? O acı tekrar ilk günkü gibi saplanıyor kalbime. Onu bebekliğinden beri babasız bıraktın  ya, sana bu yüzden dinmeyen öfkem, kızgınlığım. Bu, bana yaptıklarının bile çok üstünde bir öfke, bir turlu dinmiyor. Bana yaptıklarını çok zor da olsa hazmediyorum da onun temiz kalbini bu küçük yaşta kırdığını affedemiyorum. Kendi mutluluğun için beni harcadığını zor da olsa hazmediyorum ama kızımızı harcadığını kabul etmiyorum. Seni, son nefesimde de affetmeyeceğim, sana asla hakkımı helal etmiyorum.

Benle oynadığın için, benim aşkımın değerini bilmediğin için, kızımı babasız bıraktığın için, ona baba nedir tanıtmadığın için, benim en güzel günlerimi zindana çevirdiğin için, lohusa bir kadına yemek vermediğin için, evimizdeki tüm telefonları, alarmı  kestirdiğin için. Kızınla ilgilenmeyerek hatana hata kattığın için, kızım hastanede iken sen düğün dernek eğlenebildiğin için, pembe hayallerimi kararttığın için, benden nikâhını esirgediğin için, beni kendine basamak olarak kullanıp, hayatımı mahvettiğin için SENİ ASLA AFFETMIYORUM.

Aklıma, seni düşünürken hep “ Sen, Tanrı mısın beni öldürdün? Eşime dostuma beni güldürdün” dizeleri geliyor. Sen Tanrı değilsin ama ben seni ona emanet ediyorum. Biliyorum ki hak yerini bulacak.

Reklamlar

2 thoughts on “Sema Özalp’in Mektubu

  1. yazınızı okurken göz yaşlarımı tutamadım. yaşadıklarınız çok zor olmalı. size bunu yaşatan insan elbet bir gün ödeyecek bedelini. siz kızınıza sahipsiniz. mutlu olun. o da sizin gibi bir annesi olduğu için mutlu olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s